Reklam
Reklam
Ezher Haber Sitesi- 21 Eylül 2021, Salı

Kürt Toplumunun Durumu..

2 Eylül 2015
1.971 kez görüntülendi

Kürt Toplumunun Durumu..
Reklam

Irak’ta 11 Mart 1970 yılında dönemin Devlet Başkanı Ahmet Hasan el-Bekir ile Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani arasında bir anlaşmaya varılmıştı. Irak’ın kuzeyindeki üç ilin, Erbil’de kurulacak bir parlamento tarafından yönetilmesi, Irak meclisinde 5 bakan ve Başbakan vekilinin Kürt olması kararlaştırılmıştı. Yapılan bu ittifakla bazı kazanımlar elde edilmişti.

1974 yılında Saddam Hüseyin ise bu anlaşmayı bozdu. Bunun sonucunda Kürtlerin de yaşam alanları iyice daraldı. Şiddeti mücadele yöntemi olarak benimseyip, Kürtleri sindirmede her yolu mübah gören rejim, Saddam’ın amca oğlu, Savunma Bakanı Ali Hasan el-Mecid (Kimyasal Ali) tarafından 16 Mart 1988’de Halepçe’de katliam yaptı. Binlerce masum insan, çocuk, kadın, yaşlı ayırımı yapılmaksızın kimyasal bomba ile zehirlendi. Saldırıyı önceden haber alıp bölgeden kaçan onbinlerce insan Türkiye’ye sığınarak hayatlarını kurtarabildi. Diyarbakır, Van, Muş gibi şehirlerde inşa edilen geçici konutlarda aylarca yaşadılar. Bu durum dahi; rejim için Kürt halkının ne kadar değersiz olduğunu göstermektedir.

Kamu kuruluşlarında kürtçe konuşmak yasaktı. İşiniz karakola, mahkemeye, belediyeye düştüyse ve arapça bilmiyorsanız vay halinize!. Kürtçe gazete yok, yazılı matbû yok. Sadece Kerkük’te yayın yapan rejim yanlısı tek televizyon kanalı vardı.

Her evde Saddam Hüseyin’in resmi oturma odasında asılı olmak zorundaydı. Anaokulunda bile öğretmenler çocuklara; evde bulunan Saddam’ın resmi hakkında ailelerinin düşüncelerini soruyor, olumsuz yanıt aldıklarında hemen yetkililere bildiriyorlardı. Sonrasında o ailenin akıbetini siz düşünün.

Kürt olarak üniversitelerin eğitim fakültelerine, yüksek notlara sahip olunsa dahi kayıt yaptırılamıyordu. Ancak Saddam’ın partisine üye olup, yüksek miktarlarda rüşvet verilirse durum başkaydı. Çünkü öğretmenlerin Kürt olması istenilmiyordu. Yetişkin gençlerin aile bireyleri ile yaşamadıkları tespit edildiğinde, peşmergeye katılmıştır düşüncesiyle anne ve babaları gözaltına alınıp, çocukları gelene kadar tutuklu kalırlardı. Kürtler askerlik vazifesini tamamlamak için, en kötü bölgelere yani güneye gönderilirdi. Keza ticarette maharetli olanların sıradan esnaflık yapması mümkünse de, büyümesi şirketleşmesi söz konusu bile olamazdı.

Yatırımlar ekseriyetle Bağdat, Tıkrit, Havice gibi arap bölgelerine yapılarak, Erbil, Süleymaniye gibi çoğunluğu Kürtlerden müteşekkil vilayetler her şeyden yoksun bırakılırdı. Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bazı şehirlerin demografik yapısı değiştirilerek asimilasyon sürecini de yaşadılar. Bırakın Kürtlerden emniyet müdürü, vali, ya da memur olmayı, bekçi bile yapılmıyorlardı. Sokakta yürürken şüphelendiklerini Peşmerge olabilir düşüncesiyle yargısız infaz ederlerdi. Zorunlu kalmadıkça; ben Kürdüm diyemezlerdi. Hukuksuzluk, adaletsizlik, ayrımcılık, öteleme bir yana, hiç birinin evlerinde oturuken bile can emniyeti yoktu. Ayrımcılık hayatın her aşamasında vardı.

Türkiye’de ise durum çok farklı…

Geçmişte Türkiye’de de büyük yanlışlar yapıldı. Yönetim erkinde olup, Güneydoğu Anadolu bölgesinde hukuk sınırlarının dışına çıkarak iş yapan insanlar yargıya hesabını verdiler. Tutuklanamaz, dokunulamaz denilenler gözaltına alınarak hapse atıldı. Artık kürtçe yazılı ve görsel basında yayınlar yapılabiliyor, televizyon ve radyolar kesintisiz hizmet veriyor. Bebeğine kürtçe isim verme, anadilde propaganda yapma, cuma hutbesi, vaazı dinleme özgürlüğü var. Memur, bürokrat, vali, polis, bakan olabilmenin önünde hiçbir engel yok. Herkes kendini ana dilinde tüm kamu kuruluşlarında ifade edebiliyor. İhtiyaç halinde tercüman kullanılabiliyor. Ticari hayatta banker, fabrika, holding sahibi insanlar var. Belediye ve devletten her türlü ihaleler alınabiliyor.

Yapılan hizmetlerde de hiç bir ayrıma gidilmiyor. Doğu vilayetlerine tam teşekküllü hastaneler, okullar, hemen her ile havaalanları, duble yollar gibi temel ihtiyaçlar için büyük yatırımlar yapıldı ve yapılıyor. Tarım ve hayvancılığın canlandırılması için kredi muslukları ardına kadar açılmış, dileyen istifade edebiliyor. Hiçbir kurum, ya da müessesede ayrımcılığa müsaade edilmiyor. Çünkü Kürtler bu aziz vatanın temel yapı taşlarındandırlar. Bu vatanın kurtuluşu için dedelerimiz omuz omuza birlikte cephede mücadele vermiştir. Birlikteliğimiz ve kardeşliğimiz ilelebet devam edecektir.

Durum böyleyken HDP ne yapıyor, neyi amaçlıyor?

Bilinçli ve kasıtlı manipülasyon ve provakasyonlar nedeniyle çözüm süreci tamamlanamadı. Oysa bu süreç, ümitlerin yeşermesine vesile olmuşken baltalandı. Sorunların çözümü demokratik mücadeleden geçer. HDP ise çözümden yana değil. HDP’liler bazı bölgelerde özerklik ilan ederek, PKK’nın sözcüsü gibi davranıyorlar. Hep olmayacakları isteyerek, sürekli lokal ve etnik temelli politikalar yapıyorlar. Kardeşlik ve barış dilini kullanmıyorlar.

Dünyanın hangi ülkesi olursa olsun devlet; kendisini korumak için tehdit unsuru olarak gördüklerine karşı mukavemet gösterir. Türkiye Cumhuriyeti’de bunu yapıyor. Haklı mücadelesinde dünya kamuoyundan da destek görüyor.

Selam ve muhabbetlerimle…

beğen(3)beğenme(0)

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz