Reklam
Reklam
Ezher Haber Sitesi- 19 Ekim 2021, Salı

Dönüşü Olmayan bir Yol.

19 Ekim 2015
1.473 kez görüntülendi

Dönüşü Olmayan bir Yol.
Reklam

Artık geri dönüşü olmayan bir yola girildi. Ya tam bağımsızlık, ya da sonsuza dek kölelik. Tam bağımsızlık için mücadele kararı zaten 17-25 Aralık’ta verilmişti. Geri gönüşü olmayan bir yola girildiğine göre bu mücadeleden kaçış da yok.

Hz. Peygamber’in ezeli davayı insanlığa ulaştırırken, açık düşmanlarla savaş verirken, aynı zamanda içerideki münafıklarla da mücadele etmek zorunda olduğunu, hatta daha çetini ile onlarla mücadele ettiğini biliyoruz.

Şimdiki münafıkların “biz barış için varız” yalanı gibi o zamanki münafıklar da “Biz ancak ıslah edicileriz!” derlerdi. Münafıklarla, hainlerle mücadele etmek dürüst kafirlerle mücadele etmekten daha zordur.

Kolay olan bir dava olsaydı, Allah Peygamberlerini o derece zor sınavlardan, savaşlardan geçirmezdi. Savaşmadan, mücadele etmeden, şehit vermeden Allah’ın nuru tamamlanmaz. Cennet kazanılmaz. “Cennet kılıçların gölgesi altındadır” diye boşuna söylememiş Efendimiz. Bu, Habil ve Kabil’den beri böyle ve kıyamete kadar da böyle olacak.

Savaşa hazır olan, gerekirse savaşan, savaşı devamettiren, savaş teknolojilerini yenileyenler ve savaşlarında sebat edenler kazanacaklar. Dünyalaşanlar, dünyalıklara meyledenler, rahatı arayanlar kaybedecek ve yok olacaklardır.

Savaştan kaçmanın büyük günah olduğunu da biliyoruz: “Ey iman edenler. Savaş düzeninde iken kâfirlerle karşılaştığınız zaman sakın onlara arkanızı dönmeyin (savaştan kaçmayın).” Enfâl sûresi, 15.

Aynı zamanda Peygamber Efendimiz (sav) savaştan kaçmayı yedi helak edici günahlar arasında saymış ve şöyle buyurmuştur: “Üç şeyle birlikte yapılan amel fayda vermez: Allah’a ortak koşmak, anne-babaya isyan etmek ve savaş meydanından kaçmak.” (Buhârî, Hudûd, 44)

Allah emanetini alıncaya kadar bu yoldan geri dönüş yok artık denilmelidir. Dostu düşmanı iyi belirleyerek, kiminle birlikte hareket edeceğimizin de farkında olarak bunu yapmalıyız.

Bize diz çöktüremeyeceklerini artık yeniden bütün alem görmeli. Zafer güçlü olanın yanında değil, Hak’kın ve adaletin yanında olanın yanında olduğunu zaten biliyoruz. Öyle ise kimseye Eyvallah denilmemelidir.

İkinci Abdulhamit han çok zekiydi, ama zeki olduğu kadar da merhametliydi. Merhameti yüzünden kan akmasın diye tahtını bıraktı ve bütün İslam alemi yüz yıllık bir yıkıma, talana şahit oldu. Aynı hata yeniden tekrar edilmemeli. Zalimin ensesinde, Yavuz’un adalet kılıcı hissedilmezse ne huzur gelir ne de barış tahakkuk eder. “Aşırı merhametten maraz doğar” diye atalarımız boşuna dememiş. Yavuz Sultan Selim Han da aşırı merhametli olsaydı Anadolu’da bir tek Müslüman kalmamış olacaktı.

Allah merhametlilerin en merhametlisi olduğu halde aynı zamanda azab edicilerin de en şiddetlisidir. Bütün bir insanlık için rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (sav) bir barış peygamberi olduğu kadar, aynı zamanda da bir savaş peygamberidir. “Muhammed, Allah’ın rasulüdür. Onunla beraber olanlar kafirlere karşı şiddetli, birbirlerine karşı ise merhametlidirler.” (Kur’an 48:29)

Ortadoğu’daki savaşlar, yıkımlar, Asyadaki sallantılar, Rusya’nın yükselen sesi, Çin’in dünyayı sarmallayan üretimle birlikte iktisadi yayılmacılığı, Güney Amerika’nın kıpırdanışı, yeni oluşumların, yeni damarların canlanmakta olduğunun habercisi.

Şimdi yeni kurulmakta olan Dünya Düzeni’nin çalkantılarını yaşıyoruz. Türkiye’nin İslam Alemi’nin Liderliğini yeniden alacak oluşunun habercisi bunlar. Yeniden tarih sahnesine çıkmakta olduğunun doğum sancıları son gelişmeler.

Biraz daha sabredip geri adım atmadan mücadeleye devam edilecek. Doğması gereken doğum gerçekleşecek, buna ne çağdaş Firavunların sarsılmaz sanılan üstün orduları, ne de teknolojileri karşı koyabilecektir.

Allah bu ümmeti bir asırlık aradan sonra yeniden başsız bırakmayarak, Rahmeti ile vadedilen günler gelecek, bu iradeyi gösterebilecek güç ve iman bu millette var. Yeter ki biraz daha sabredelim, basit hesaplara girmeyelim, olayları kuş bakışı değerlendirip, teferruata takılıp kalmayalım.

Yeni Hicri Yılımız 1437 ile birlikte dönüşü olmayan bu yolda sebat etme duası ile.

 

Doç.Dr.Saim Kayadibi

beğen(0)beğenme(0)

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz