Reklam
Reklam
Ezher Haber Sitesi- 03 Aralık 2021, Cuma

Türkiye Gazetesi İlahiyatlıları hedef aldı!

15 Ağustos 2017
927 kez görüntülendi

Türkiye Gazetesi İlahiyatlıları hedef aldı!
Reklam

Yahudi Murdoch’un Türkiye Gazetesi, Kutlu Doğum Haftası bahanesiyle Diyanet İşleri Başkanlığı’na karşı başlattığı saldırıların yönünü şimdi de İlahiyatlara çevirdi.

İslam’ın kutsal kavramlarının ardına saklanan İhlas Medya FETÖ’de olduğu İslam’ın kutsal kavramları ile art niyetini gizlemeye çalışıyor.
FETÖ ‘İslam’a hizmet’ adıyla ortaya çıkmıştı.

Benzer şekilde ‘Önce Ahlak’ diyen İhlas Medya’da tıpkı FETÖ gibi İslam görüntüsü altında İslam’ı yozlaştırma peşinde…

Ramazan Ayvallı ile başladıkları yolda ihaleyi devralan Ahmet Şimşirgil, münferit olaylardan yola çıkarak İlahiyat Fakültelerinden mezun on binlerce öğrenciyi sapık ilan etmeye kalktı.

MÜNFERİD OLAYLARLA BİR TOPLUMA AHMAKÇA BAKIŞ

Ahmet Şimşirgil Ramazan Ayvallı’dan yola çıkarak tezini temellendirse idi kesinlikle isabet ederdi.

Şimşirgil’in birinci örneği Erzurum Atatürk Üniversitesi Tarih Bölümü son sınıf…

Nasıl oluyorsa Tarihçi sınıfında İslami ilimlerden de öğrenciler var. Öğrenci ya Şimşirgil’in uydurduğu hayali bir kimse veya neden İslami İlimlerde okuduğunun farkında olmayan bir öğrenci. Güya ayağa kalkmış ve “Hocam ben buraya, İslami İlimler Fakültesi’ne Ehl-i sünnet inancına sahip bir genç olarak geldim. Beş yılın sonunda ise buradan Ehl-i sünnet mi, Mürcie mi, Cebriye mi, Mutezile mi hak yolda, bilemeden ayrılacağım… İşte beş yılda beni getirdiğiniz nokta burası…” demiş.

KİTAP YÜKLÜ EŞEKLER, İLAHİYATLARA HAKARET EDİYOR

Oysa İlahiyat Fakültelerinde asla Mürcie, Cebriye ve Mutezile hak yolda giden gruplar olarak değil İslam toplumun başına bela olan gruplar olarak anlatılır. Bunu hangi İlahiyat Fakültesi’ne gitseniz alacağınız cevap aynıdır.

Soruya bakıldığında bu öğrenci büyük ihtimalle FETÖ, İhlas veya ehli sünnet adı altında kandırılan bir cemaat mensubu olmalı ki ne kadar bilgi yüklenirse yüklensin İmam Hatip ve İlahiyat düşmanlığından kendini alamadığı anlaşılıyor.

ŞİMŞİRGİL’İN KENDİSİ GİBİ KOMİK İLERİ GÖRÜŞLÜLÜK TESTİ

Şimşirgil’in diğer bir örneği ise bir vakıf toplantısında güya Müslümanın ne kadar ileri görüşlü olduğunu anlatmak için sorduğu saçma sapan soru. Müslümanın ileri görüşlülüğüne dair sorulan soru “Yüzyıl sonra nerede olacaksın?”

Herkesi kendi gibi saf bilen Şimşirgil, alacağı cevaba göre bir Müslümanın mürteci ve gerici olmadığını ispatlamaya kalkıyor.
Bu soruyu Müslümana değil Yahudi ve Hristiyan’a da sorsanız alacağınız cevap bedensel anlamda “toprak olmak” ruhsal anlamda “sonsuz hayat/ahiret hayatına geçiş” olacaktır.

Yine burada şuur altına “İlim, ilahiyat düşmanlığını” çirkin bir şekilde zerkedenŞimşirgil, “toprak olacağız” cevabını veren öğrenciye ikinci kez peki “ruhun ne olacak?” sorusunu yönlendiriyor. Ve öğrenci de güya demiş ki, “Ruhumuzda büyük bir ihtimalle toprak olacak”. Tabi ardından Şimşirgil cevabı yapıştırıyor: “Sen büyük bir ihtimalle İlahiyat öğrencisi olmalısın.”

DİNİ YIKAN İLAHİYATÇILAR İMİŞ

Sonra diğer bir bölüm öğrencisinin “sonsuz hayat var hocam” sözünü Şimşirgil ballandıra ballandıra övüp “İşte ilahiyatçı ile ilahiyatçı olmayanın farkı” diyerek ve ardından “Öyle anlaşılıyor ki artık “dini yıkmak” ilahiyatçıların “korumak” da matematik vs. ilim ehlinin işi olmuş gibi görünüyor…” deyip o iğrenç niyetini tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor.

Tam bir papaz mantığı…

Anlatılan olayların şahidi yok. Kaydı yok… Ama beyefendi iki hayali örnekle tüm İlahiyatçıları “dini yıkan” sapıklar ilan ediyor.

İLİM VE İSLAM DÜŞMANI BU CEMAATLERİ KİM YÖNETİYOR?

Aynı Cübbeli ve İhlas Medya’nın uyduruk velileri gibi uyduruk iki olay üzerinde 100 ilahiyat ile 150 bin İlahiyat öğrencisini tehlikeli ve sapık görmek olsa olsa cemaatlerin nasıl papazlarca kontrol edildiğine en güzel örnek olabilir.

Güya beyefendi bir Profesör…

Burada geniş bir hinterlandı olan İlahiyatlar hakkında toplumsal bir yargıda bulunuyor. Ama anket ve araştırma tekniklerinin tüm kurallarını ayaklar altına alıyor.
Kur’an ve sünnette ilim övülür ilim adamı yaratılışa dahi şahit kılınırken iki öğrenci üzerinden dünyanın hem de en iyi İslam eğitimini veren İlahiyatları “İslam’ı yıkan okullar” ilan etmek Yahudilik değildir de nedir?

Yahudi Murdoch’un kanalından dün bu toplumun değer verdiği Diyanet’e saldırı yapılırken bu gün de toplumun ötesinde İslam dünyasının hayranlıkla izlediği İlahiyat Fakültelerini “İslam’ı yıkan okullar” olarak görmek ajanlık değil de nedir?

İlahiyat fakülteleri dini yıkacak ama ağzını her açtığında bid’at ve hurafelerle bezediği saçma sapan sözlerle din anlatan Cübbeli Ahmet alim olacak!
Şimşirgilehli sünneti çok seviyor ve koruma hevesi ile yanıyorsa önce ehli sünneti hurafe ve bid’ate boğan İhlas Medya’nın Hakikat Kitabevi yayınları ile yanında durduğu hurafecilerden işe başlasın.

Herkes biliyor ki İlahiyat Fakülteleri bu gün Müslüman kılığına girmiş İngiliz veliler ordusu ile desteklediği Kur’an’sız cemaatlerin önünde tek ve en etkin güç olarak var. Ve olmaya da deva edecek.

Ahmet Şimşirgil’in İlahiyat Fakültelerini dini yıkan okullar olarak ilan ettiği o tartışmalı yazısı…

Yıl 1982… Erzurum Atatürk Üniversitesi Tarih Bölümü son sınıftayım. İslami İlimler Fakültesi’nde okuyan arkadaşlar var. Bir gün sohbette son sınıf bir talebenin hocaya şöyle dediğini naklettiler:

“Hocam ben buraya, İslami İlimler Fakültesi’ne Ehl-i sünnet inancına sahip bir genç olarak geldim. Beş yılın sonunda ise buradan Ehl-i sünnet mi, Mürcie mi, Cebriye mi, Mutezile mi hak yolda, bilemeden ayrılacağım… İşte beş yılda beni getirdiğiniz nokta burası…” 

Delikanlı gerçekten çarpıcı bir gerçeği ifade etmişti. Şimdi bir misal de kendimden vereceğim.

Geçtiğimiz yıl “Vakıflar Haftası” dolayısıyla bir üniversite konferans salonunda konuşma yaptım. Bu arada Müslümanın gerici, mürteci olmayıp asırlar ötesini görebilen ileri görüşlü bir kimse olduğunu ispat etmek için bir kızımıza, “yüz sene sonra nerede olacaksın” diye sordum. “Ölmüş olurum herhâlde” dedi. Bakın kızımız ne kadar ileri görüşlü dedikten sonra “Peki sonra ne olacak” dedim “Toprak olacağız” dedi. “Peki ruhun” dedim. Biraz durakladı ne desem acaba diye endişe duydu ve ardından “o da toprak olacak herhâlde” dedi. Dinleyenlerin çoğu şaşkınlıkla bakarken:

“Kızım sen kesinlikle ilahiyatta okuyorsun” dedim. “Evet” diye cevapladı…

İlahiyatçı olmayan birine sorunca o genç “sonsuz bir hayat var hocam” diye konuştu. Bu defa da dinleyenlere:

“İşte ilahiyatçı ile ilahiyatçı olmayanın farkı” diyerek başka, fakat acı bir gerçeğin altını çizmek zorunda kaldım.
Öyle anlaşılıyor ki artık “dini yıkmak” ilahiyatçıların “korumak” da matematik vs. ilim ehlinin işi olmuş gibi görünüyor…

Neden bu hâle gelindi?

Aslında eğitimimizin İngilizler tarafından yönlendirildiğini hep söyleriz. Rahmetli Oktay Sinanoğlu eğitimle ilgili çözemediği bir konu olunca “İngiliz Muhipleri devrede” derdi. İngilizler tarih ve edebiyat müfredatıyla ilgilenirken ilahiyat alanını boş mu bırakacaktı sanıyorsunuz! Onların asıl oynamak istediği alan bu değil miydi? Nitekim İnönü’nün 1949 yılında Menderes ve ekibinin ayak seslerini işitip idarede saf dışı olacağını anlayınca derhal ilahiyat fakültelerini açtırmış olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Neden 27 yıldır dini unutturmak için büyük uğraş veren İnönü, giderayak ilahiyat fakültelerini açtırdı? Bu bilinmeden bugünü anlamak zordur.

Şöyle bir hadise nakledilir:

İnönü, ilahiyat fakültelerini kurma kararını alınca müfredatın hazırlanmasını istedi. İlgililer Hadis, Usul-i Hadis, Fıkıh, Usul-i Fıkıh, Tefsir, Akaid, Mantık, Kelam vs. getirdiler.
İnönü sinirlenmişti. “Bunlar ne?” dedikten sonra:

“Yazın bakalım. Sosyoloji, psikoloji, tarih, felsefe, hadis, tefsir, hukuk…” Etrafındakiler şaşkınlıkla izliyorlardı. İnönü sonunda hepsinin şaşkınlığını giderecek sözü söyledi: “Şimdi hepsinin başına ‘din’ diye ekleyin bakalım!..”

Böylece Din Felsefesi, Din Sosyolojisi, Dinler Tarihi, İslam Psikolojisi… diye ucube bir İlahiyat Fakültesi Programı ortaya çıkmış bulunuyordu.
Yani bizim ilahiyat fakültelerimiz İslam’ı öğretmeyecekti, felsefe yapacaktı. Usul ilimleri ortadan kaldırılmıştı. 1400 seneden beri yapılan çalışmalar, Ehl-i sünnet yolu, mezhepler, gelenekçi ve tarihselci denilerek müzeye kaldırılmıştı. Artık Kur’ân-ı kerimi sadece kendileri anlayacak ve kendileri manalandıracaktı…

“Kur’an İslamı”ndan “DinlerarasıDiyalog”a!

Buyurun şimdi bakalım. Bu müfredat ve eğitimin sonunda neler duydu, neler öğrendi bu millet!

Ankara İlahiyat Fakültesinde yetişen ve sonra dekanlığını da yapan (1980-82)  Hüseyin Atay “Kur’an’a Göre İman Esasları” teziyle doktorasını verdi. Artık Amentü’den “Kadere İman” bahsi çıkarılmış bulunuyordu. “Kur’an İslam’ı” kavramı da yavaş yavaş ilahiyat fakültelerine yerleştiriliyordu…

Yine Ankara İlahiyat’ta yetişen hocalardan Bahriye Üçok “İslam’da örtünmenin ve oruç tutmanın zorunlu olmadığı”nı ifade edince büyük tepkiler almıştı.

İstanbul İlahiyat Fakültesinin Kurucu Dekanı Yaşar Nuri Öztürk ise aynı yoldan giderken iman esaslarını üçe düşürmekte bir beis görmeyecekti.

Erzurum ve Marmara İlahiyatlarda hocalık yaptıktan sonra Sakarya İlahiyat’ın dekanlığını yapan Prof. Dr. Suat Yıldırım “Nüzül-i İsa” meselesini inkâr etmek bir tarafa Zaman gazetesinde “İsa aleyhisselamınşahs-ı manevi olarak ineceğini ve FETÖ’nün şahsında görüneceğini” dahi iddia etmişti.

Yine Ankara İlahiyat menşeli ve İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Dekanı Mehmed Aydın, din adına yaptığı fecaatleri bir yana FETÖ’nün yürütmüş olduğu ve bugün ülkemizi en ağır bir tahribatla karşı karşıya bırakan DinlerarasıDiyalog’un teorisyeniydi. Diyanetten sorumlu devlet bakanlığı döneminde dinimize en ağır tahribatta bulunacak ve “Kur’an-ı kerim tarihseldir. Yüzde kırkı atılmalıdır” diyecek kadar gözü dönecekti. Bu kişi, muhtemelen FETÖ hareketlerini o günlerden beri takip etmekte olan dönemin başbakanı, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Bey’in ilk defa kabine dışına atacağı adam olacaktır.

 

http://www.dinihaberler.com/diyanet-haber/turkiye-gazetesi-ilahiyatlilari-hedef-aldi-h122660.html

beğen(0)beğenme(0)

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz