Reklam
Reklam
Ezher Haber Sitesi- 03 Aralık 2021, Cuma

REFERANDUM DEĞİL BU, VATAN MÜDâFASI

7 Nisan 2017
1.764 kez görüntülendi

REFERANDUM DEĞİL BU, VATAN MÜDâFASI
Reklam

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı sevsek de sevmesek de, işimize gelse de gelmese de EVET demek zorundayız. Bu Referandum basit bir referandum değildir. Bir Vatan savunmasıdır. Bir Din mücâdelesidir. İkisinden birini  dahi seven kişi EVET diyecektir.

Şöyle ki,

Tarih tecrübesi insanı her zaman uyanık olmaya itmiştir. Tarihin kalıntılarında gizli öyle hazineler vardır ki, bu hazineler yarını bugünden görmeyi sağlar. Dünü anlayamayan, sağlıklı dersler çıkartamayan elbette bugünün gelişmelerini de sağlıklı tartamayacak, geleceği güvenle inşa edemeyecektir…

15 Temmuz girişimi gibi, II. Abdülhamid dönemi de gerçek anlamıyla bugünü yarına hazırlama açısından sayısız ibretlerle doludur. O dönemin paşaları, yeni yetme aydınları, dünyevileşen zihin yapıları ile Abdülhamit’ten kurtulmayı her türlü dertlerden kurtulmakla eş görmüşler, bütün güçlerini Abdülhamit’i tahttan indirmeye harcamışlardı.

Müslüman’ı, gayri-müslimi, taraflısı tarafsızı, kararlısı, kararsızı hepsi ortak bir noktada birleşmişler Abdülhamit’i tahttan indirip yerine, herhangi birini geçirmeye yeminlenmişlerdi. Oyunu kuran, piyasaya süren gerçekte emperyal arzularını gerçekleştiremeyen, toplumu köleleştirmek isteyip başarılı olamayan, dış ve iç güdümlü düşmanlarımızdı. Bu oyuna içlerinde menfaati zedelenmiş, isteklerine ulaşamamış, dünyevi makam ve mevkilerine yönelik arzularını gerçekleştirmede başarısız olmuş sözde Müslümanlar da katılmıştı…

Hırslarını, şehvetle bileyip, topyekûn Abdülhamit’i tahttan indirmeye adamışlardı kendilerini.

O dönemi yeniden hatırlarsak, Osmanlı Hint Kıtasından Cebeli Tarık boğazına kadar üç kıtaya hükmediyor, dünyanın tek lideri durumundaydı. Sanayileşme ile birlikte ham madde ve enerjiye ihtiyaç emperyalist devletleri harekete geçirmiş, dünyanın bütün zenginliklerinin merkezi olan Osmanlı’ya gözlerini dikmişlerdi. Osmanlı’nın güçlü bir devlet olarak kalması onların işine gelmiyordu.

Osmanlı fırsat vermiyordu onlara. Hindistan yarı kıtasını rahatça sömüremiyorlar, Afrika’da kabileleri birbirine düşürüp onları köleleştiremiyorlar, zenginliklerine el koyamıyorlardı. Vahyin merkezini saran Coğrafyanın bitmek tükenmek bilmeyen zenginliklerine bir türlü abanamıyorlardı.

Planlarını özgürlük, demokrasi, bağımsızlık gibi süslü hikâyelerle, planlı çalışmalarla uygulamaya koydular ve içimizdeki ahmakların desteğiyle Abdülhamit’i tahttan indirdiler. İşte o zaman felaketler birbirini kovaladı. Çok geçmeden Osmanlı param parça oldu, yerine 52 ayrı sömürülmeye hazır cetvelle çizilmiş ülkecikler kuruldu. Herbiri ayrı bir kan emici Emperyalist ülkenin sömürgesi oldu.

Sömürürken, sadece sömürmekle kalmadılar, bütün değerlerini tarumar ettiler. Dinlerini ve dillerini değiştirdiler irtica adına; giyim ve kuşamlarını değiştirip, kadınlarını soyup soğana çevirdiler çağdaşlık adına; Erkeklerini de Avrupalılaşmak adına dünyevileştirip sekülerleştirdiler.

Şimdi aradan geçen yüz yıllık bir köleliklten sonra milletler yeniden geçmişini hatırlamaya, tarihini hakikatiyle öğrenmeye, gerçek kahramanlarla, soytarıları ayırt etmeye başladılar. Bu uyanış kölelik sistemini kuran kuzu postlu canavarları kudurttukça kudurttu…

Ve uyanış çoktan başladı.

Şimdi geriye yaslanıp derin bir nefes alalım ve sonra II. Abdülhamit dönemi ile içinde bulunduğumuz anı karşılaştıralım…

Yeni yeni kendine gelmeye çalışan bir millet var. Yeryüzünde bir yüzyıldır sömürülen 2 miyar insanın umutlarını yeşertmek, onlara can-suyu olabilmek için canını ortaya koyan fedâkar kardeşlerimiz var. Gecesini gündüzüne katan Allah’ın lütfu liderlerimiz var. Bunlar için her gece yatmadan önce, sabah kalkarken dualar ederek uyanan, her namazın arkasında umutla, aşkla ellerini kaldıran milyonlar var.

Diğer tarafta hırsla, kuduz köpekler gibi 17 Nisan günü “EVET” diyenleri denize dökeceğiz diye kinlerini kusan azılı insanlık düşmanı bir zihniyet var.

  1. Abdülhamit’in tahttan indirilmesinin ümmete nelere malolduğunu hepimiz biliyoruz. Bir yüz yıl ümmetin neler çektiğinin farkındayız. Dinimiz elimizden alındı, yazımız, tarihimiz, insanlığımız çalındı. Kan ve gözyaşından başka İslam Dünyasına ne kalmıştı, Allah aşkına?

16 Nisan gerçekte bir Referandum değil, bir Vatan müdâfasıdır, bir Din müdâfasıdır. Devletin ve milletin varlığını korumak da bir din müdâfasıdır.

Bunu anlamayacak kadar feraseti kör olanlara da yazıklar olsun! Yazıklar olsun düşmanlarımızla birlikte yan yana gelip sırıtan ahmaklara. Yazıklar olsun EVET diyenleri denize dökmek isteyenlerle iş tutanlara…

 

Doç.Dr.Saim Kayadibi

beğen(0)beğenme(0)

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz