Reklam
Reklam
Ezher Haber Sitesi- 17 Aralık 2018, Pazartesi

Pişmanlık böyle bir şey…

27 Eylül 2017
1.854 kez görüntülendi

Pişmanlık böyle bir şey…
Reklam

Cezaevine düşen gençlerle, birebir görüşmelerde hayat hikayelerini dinlediğimizde, her birinin hayatının birer film gibi olduğunu görüyoruz. Öyle bir film ki, buram buram dram kokan bir film. Bu filmin içinde yokluk var, kimsesizlik var, göz yaşı ve eğitimsizlik var.

     Bir çok çocuk eğitimsiz olunca ve ailede yeterince kendilerine sahiplenmeyince malesef arkadaş ortamına uyuyor. Arkadaşları da, hele Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz bir karakterde ise netice belli, seyreyle gümbürtüyü…
     İşte size tamda ifade etmeye çalıştığım gibi bir genç. Daha 17 yaşında, küçük yaşta madde bağımlısı olmuş. Kullandığı maddeyi alabilmek içinde küçük yaşta hırsızlığa alıştırılmış, bu suçtan da birçok dosya oluşturmuş kendi aleyhine. Neticede yakalanmış ve cezaevine atılmış.
      Ben kendisiyle tanıştığımda, bir buçuk yıldır cezaevinde olduğunu öğrendim kendisinden. Demek ki onbeş buçuk yaşında girmişti cezaevine, demir parmaklıklar ardına,  dört duvar arasına.
      Ailesini tanımak maksadı ile, bazı sorular sorunca sonradan fark ettim ki, ailesine kırgın olduğundan onlarla ilgili hiçbir söz etmek istemiyordu.  Zira yine kendinden öğrendiğime göre aylardır ziyaretlerine gelmiyorlardı.
      En son işlediği suçun; bir suç çetesiyle birlikte, büyükbaş hayvan çalmak olduğunu söyleyen bu gencin kolları ve boynu gibi, kalbide yaralıydı, ailesine ve hayata karşı. Yaralı bir kuş gibiydi, hem bu hale geldiğinden dolayı kendine kızgındı, ayrıca onun bu hale gelmesine etken olanlarada kırgındı.
      Bütün bu olanlara rağmen o hayata tutunmak istiyordu, bir çıkış yolu arıyordu, bu görüşmemizi de bu maksatla kendi talep etmişti. Kolunun jiletle çizilmemiş bir kısmında “sabır” yazıyordu. Bunu koluna niçin yazdırdın? diye sorduğumda:
        – Hocam Allah’a sığınmaktan ve sabretmekten başka çıkar yol yok diyordu. O gün aramızda şöyle bir diyalog geçti gönlü kırık bu kardeşimizle:
       – Kelime-i şehadeti biliyormusun?
       – Evet hocam ” Eşhedü enla ilahe illellah ve eşhedu enne muhammeden abduhu ve rasuluhu.
       – Manasını biliyor musun?
       – Hayır.
       – Fatiha’yı okuyabilir misin?
       – Hocam sübhanekeden başka hiçbir dua bilmem ben dedi.
        Ben de ona o gün Fatiha’yı okudum ve çok kısa açıklamasını yaptım. Özellikle “iyakena’budu ve iyyake nestein” ayetini daha geniş bir şekilde anlattım, bu genç kardeşimize. Allah’a imanı ve insanın yaratılış gayesinin ne olduğunu anlattım ona. Baktım çok ilgili ve iyi dinliyor anlattıkça anlattım, o da dinliyordu. Bir ara sordu.
       – Hocam tövbe etsem Allah beni affeder mi?
       – Tabii ki affeder yeter ki samimiyetle tövbe et ve bir daha o yaptığın günahları işleme Allah affedicidir, kuluna çok merhametlidir dedim.
        Bunları anlattıkça sanki hafiflediğini ve rahatladığını hissettim. Onun da konuşmasına bir fırsat olsun diye evlilikten sordum ona:
       -Bir gün olup buradan çıkarsın, vakti gelince de evlenirsin, evlilik hakkında ne düşünüyorsun? diye sorduğumda:
        -Hocam ben evlenmeyi düşünmüyorum.
        -Neden
        -Çünkü daha askerliğimi yapmadım.
        -Olsun askerliği de bir gün yapar evlenirsin inşallah.
        -Ama hocam! ben güneydoğu’da askerlik yapmak istiyorum.
         Biraz da tebessüm ederek sordum kendine;
        -Evladım güneydoğu’da askerlik yapanlar evlenemez diye bir kural mı var?
        -Hayır, ancak ben şehit olmak istiyorum hocam. deyince gözlerim buğulandı, boğazım düğümlendi ve sözlerine şöyle devam etti.
       -Hocam düşündüm de, şehit olursam işte o zaman ancak Allah beni affeder, yoksa bunca günahtan kurtulmak kolay değil.
       Unutmayalım ki altın çamura düşmekle bir değer kaybetmez. Bu kardeşimiz de günah batağına düşmekle insanlığından bir değer kaybetmedi zira özünü kaybetmemişti. Çamura bulanmış altın, su ile temiz olabileceği gibi, günaha dalmış gönülleri de ancak tövbe ve İslami bir hayat ile arındırabilmek mümkündür. Birazda şehitlik hakkında sohbet ettik. Nihayetinde Hz. Peygamber Efendimizin şu hadisini hatırlattım kendine.
       -Kıyamet gününün ilk hesabı namazdır, onun hesabı kolay olunca diğer hesaplarda kolay olacaktır.
       O gün kendine abdest almayı ve hiç dua bilmeden de, kıyam, rüku ve secde ile nasıl namaz kılabileceğini anlattım ve namaz kılmayı öğrenebileceği bir kitabı kendine hediye ettim. Sabretmesini ve namaz kılarak Allah’a dua etmesini telkin ettim. Zira huzur namazdadır, huzur islamdadır.
     Aradan bir ay kadar bir süre geçmişti, bir gün onun da bulunduğu koğuşa ziyarete gittiğimde bana şöyle diyordu.
      -Namaz kılınca kuş gibi oluyorum hocam, kuş gibi oluyorum
     İşte namaz, işte huzur… Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az vesselam.
beğen(10)beğenme(0)

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz