Reklam
Reklam
Ezher Haber Sitesi- 06 Mayıs 2021, Perşembe

HÜSNÜ ŞEHADET

28 Eylül 2016
817 kez görüntülendi

HÜSNÜ ŞEHADET
Reklam
Yıllar öncesi bir dost meclisinde, kimsesizler gibi defnedilen bir profesörün ölüm hikayesini anlatmıştı bize bir dostumuz. Anlatılan bu kişi memleketimizin çok önemli bir üniversitesini bitirmiş ve uzun gayretlerin sonunda profesör olmuş bir kimse idi.
       Olayı anlatan dostumuz şöyle diyordu:
      -” Hocam! Bir gün bir profesörün ölümü ile ilgili bir haber bize telefonla bildirildi. Hemen görevimiz gereği olay mahalline ulaştık. Aman Allah’ım ne görelim, bir evde üç dört gün önce ruhunu teslim etmiş ölü vaziyette yatan bir adam. Hemen araştırdık, soruşturduk kimdir? Kimi kimsesi varmıdır? acaba diye. Tanıyanlar onun emekli bir profesör olduğunu söylediler ve kimi kimsesi varmı onu bilmeyiz dediler. Uzun araştırmalar sonucu iki kız kardeşinin olduğunu öğrendik, birisi izmir’deydi. Kısa zamanda onu aradık ve bu acı haberi kendisine zorda olsa bildirdik, cenazelerine sahip çıksınlar diye. Ancak ne acıdır ki kız kardeş diye kendisi ile görüştüğümüz kişi:
      -” Evet o kişi bizim kardeşimizdir. Ancak babamın tüm mal varlığını üzerine aldı ve yıllar geçti de bizi hiç aramadı. Bizde, bize karşı yapılan bu haksız muamele yüzünden abimiz sayılacak bu kişiyi, ne aradık nede sorduk. Gözden ırak olan neticede gönüldende ırak oldu.” dedi ve sözüne şöyle devam etti.
        -”  Memur Bey! Aynı anneden de olsak böyle bir kardeşimiz, böyle bir abimiz yok bizim. Diğer kız kardeşimde onunla yıllardır konuşmuyor, onuda bu hususta aramanıza hiç gerek yoktur. Kimsesizler gibi defnedin dedi.” Biz kendisine ama hanımefendi… daha sözümüzü tamamlayamadan abisine çok büyük bir hırsı olan bu kadın, sesinide biraz yükselterek kızgın bir şekilde:
        – kimsesizler gibi defnedin beyefendi kimsesizler gibi defnedin. Dedi ve telefonu yüzümüze kapattı.
          Hayatta başka kimi, kimsesi tespit edilemeyen bu merhum kimsesizler gibi defnedildi hocam diyordu dostumuz  kimsesizler gibi.
          Bu hüzün veren ve ibret dolu olaydan yaklaşık on gün sonra tüm memleket sathında minarelerden acı bir ölüm haberi yayılıyordu, Salâ sesleri ile.” Essalatu vessalamu aleyke ya rasulallah” diye.
         Ölen kişi bu memlekette evvel zaman bir bakandı,  Başbakandı, evet o Necmeddin Erbakan’dı.
        O da bir profesördü. Adil düzen diyordu, milli görüş diyordu. Hep ağır sanayiye önem veriyor, memleketini kalkındırmaya çalışıyordu. Yıllarca genelde açık renk takım elbise giyen merhum Necmeddin Erbakan, bu sefer sade beyaz bir kefene bürünmüş musalla taşında tabutta yatıyordu, kendinden önce ahirete irtihal etmiş nice insanlar gibi, tabuta yatıyordu. Fatih cami avlusunda Ailesi, devlet ricale ve halk orada yüzbinlerce insan hepsi ona Hüsnü şehadette bulunuyor ve helallik veriyordu.
         Ne ibret dolu bir sahne değil mi? O da profesördü, diğeride. Ancak biri hem ailesinin, hemde  halkın teveccühüne mazhar olmuş büyük bir şahsiyet, diğeri ise ailesinden bile helallik alamayan bir profesör ama sadece kimsesizler gibi defnedilen bir profesör.
         Hakk’ın rızası, halkın rızasından geçer. Önemli olan insanca ve tabiki islamca yaşamaktır. İslamı yaşamalı insan; komşuyu, akrabayı, halkı gözetmeli ve Hakk’a râm olmalıdır.
         Şairin dediği gibi:
         Kapılma bu dünyanın bir anlık hevesine
         Hepsi sana verilsede ayrılacaksın yine.
        Evet, sözün özü, o da profesördü kağıt üzerinde diğeri de. Biri hayatta iken bile öz kardeşinin gönlünde ölü iken, diğeri ise hâlâ diridir sevenlerinin gönlünde. Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az. Vesselam.
beğen(0)beğenme(0)

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz