Reklam
Reklam
Ezher Haber Sitesi- 26 Temmuz 2021, Pazartesi

Kürt Toplumunun Mağduriyeti

26 Ağustos 2015
1.693 kez görüntülendi

Resim bulunamadı
Reklam

Türkler ve Kürtler etle tırnak gibidirler. Birbirlerinden ayrılamazlar. Aralarındaki kardeşliğin ve beraberliğin temelleri asırlar öncesine dayanır. Öyle bir maya tutmuşturki bu birliktelik, her ne yaşanırsa yaşansın örselenmeyecek, zedelenmeyecektir. Çünkü çok sağlam temel ve zemin üzerine oturmaktadır.

 

Yakın tarihimize kadar Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşayan Kürt vatandaşlarımızın büyük sıkıntılara düçar olduğunu, derin yapı, Hizbullah ve PKK’dan neler çektiğini hepimiz biliyoruz. Uzun yıllar zilzal gibi bir yaşam sürmek zorunda kaldılar. Derin yapıya bağlı, devlet idaresinde güç ve makam sahibi kişiler, terör olaylarının zirve yaptığı dönemlerde PKK ile mücadele esnasında büyük yanlışlar yaptılar. “Ergenekon” tarzı gayri nizami ve hukuki bu yapılanmalar terörle mücadele adı altında bölge halkını canından bezdirerek, incitip, horlayarak, canlarını ziyadesiyle yaktılar. İnsan haklarını, hukuk değerlerini ve demokrasiyi rafa kaldırdılar. Faili meçhuller, işkenceler, kayıplar yaşanarak, sapla saman birbirine karıştırıldı. Tabi bu durum bölge halkını büyük acılara gark ettiğinden, yaşanılanları devletten bilmiş, devletle arasına kalın tuğlalar örmüştür. Kurunun yanında yaşta yanmış, devletine, vatanına bağlı, terörle hiç alakası olmayan insanlar da, yaşanılanlardan etkilenip mağdur olarak, adında Türk kelimesi geçen herşeye karşı alerji duyar hale gelmiş, getirilmiştir.

 

Fakat bu ülkede sadece Kürtler mi mağdurdur ?..

 

Bediüzzaman Saidi Nursi ve Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin zamanında, eğitim alanında yapılan çalışmalar hep gizlilik içinde yürütülmek zorunda kalınmıştır. Evlerin bodrum katlarında, samanlıklarda polis veya jandarmanın baskın yapabileceği endişesiyle kapılara gözlemciler yerleştirerek kuran ve din öğretimine devam edilebilmiştir.

 

Yasakçı zihniyet yüzünden halkın gönlünde taht kurmuş olan Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur gibi sanatçılar yıllarca ekranlara çıkamadılar, sahne alamadılar. Keza Türk Sanat Musikisi ve Türk Halk Müziği de bundan nasibini aldı. Buna mukabil, TRT’nin tek kanallı döneminde pazar günleri düzenli olarak klasik müzik ve opera dinletilirdi bu millete.

 

Sadece İmam Hatip Liselerinin ve Kuran Kurslarının önünün kesilmesi için, sanat okulları bitirildi. Şimdi ara eleman sıkıntısı Türkiye’nin her tarafında hissedilmekte. Bir gün de harf devrimi yapılarak, bütün bir geçmiş silindi. Risaleleri tercümesiz, Mehmet Akif’i şerhsiz anlayamaz olduk. Ezanlar “Tanrı Uludur” diyerek türkçe okutuldu. İnançlı insanların değerleri hiçe sayıldı.

 

Bu ülke de başbakan asıldı, girdiği seçimlerde en fazla oyu alan siyasi parti kapatıldı. Halkın reyleriyle milletvekili seçilmiş Merve Kavakçı’ya başörtülü diye parlamento da yemin ettirilmedi. Üniversite de okuyan başörtülü kızlar okul önlerinde coplanarak dövüldü. Üniversite sınavlarında katsayı haksızlığı bir çok gencimizi mağdur etti. Yurtdışında teoloji-ilahiyat eğitimi alanların denklikleri bir gün de iptal edildi. Binlerce insan ortada kaldı. Daha nice hesapsız, hukuksuz ve yanlış işler yapıldı. Bu duruma marûz kalanların da hayatları tarumar oldu. Kısaca Türkler de, topyekün bir haksızlığa maruz kalarak, mağdur oldular.

 

Demek ki mesele Türk, ya da Kürt meselesi değil..

 

Yakın zamana kadar toplum mühendisliğine soyunmuş ve idare erkinde oldukça etkili olan, arka planda gizlenerek siyasetçilere aba altından sopa gösteren bir yapı vardı. Mafya ve çetelerle iş yürüten, darbelerden beslenen, yurt içinde ve dışında uzantıları olan, devletin hücrelerine kadar sirayet etmiş, ülkenin en hassas noktalarında var olan bu yapı çözülmeden, toplumsal sorunlarda çözülemeyecektir. Bunlar iç ve dış odakların yardım ve desteğiyle mükerrer defalar halkın seçtiği hükümetleri düşürme teşebbüsünde bulunmuştur. Başbakanlara, Cumhurbaşkanlarına yönelik müteaddit kereler suikast girişimleri denemiştir. Envâi çeşit entrika ve fırıldak çeviren, puslu havaları seven, demokrasi karşıtı, hukuk tanımaz, milletin seçtiğine itibar etmez bu yapı, tüm bu yaşanılanların ana nedenidir.

 

Ancak toplumsal barışı sağlamaya çabalayan, kangren olmuş meseleleri risk alarak çözmeyi ahd eden bir yönetim anlayışı ile AK Parti hükümeti, özgürlükler, demokratikleşme ve insan haklarında epey bir yol aldı. Avrupa Birliği Uyum Yasaları’yla birlikte yapılan reformlar bizi üst segment gruba çıkarttı. Türkiye’nin son 13 yılda katetmiş olduğu bu yola, Avrupa devletleri süreç sosyolojisi içinde acaba kaç asırda varabilmiştir? Bu yapılanlar ülkeyi muasır medeniyetler seviyesine ulaştıran gelişmelerdir. Hepsinden önemliside bu derin yapının çökertilmesi hususunda verdiği mücadeledir. Prangalardan kurtulabilmenin yolu buradan geçmektedir.

 

Çözümün yolu ise; birliği ve beraberliği tesis etmekten, ortak paydalar üzerinden hareket etmekten geçer. Hukukun içinde yasalara bağlı kalarak, demokratik mücadele vermekten geçer. Artık yasalarda ve pratikte Türkle Kürt arasında bir fark yoktur. Eşit Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı, aynı haklara sahip yurttaşları vardır. Devletin şefkatli kolları tüm vatandaşlarını kollamaya ve kucaklamaya yetecek kadar geniştir. Geçmişte açılan yaralar artık sarılmaya çalışılıyor. Birlik ve beraberliğimiz şimdi çok daha önemli.

 

Selam ve muhabbetlerimle…

beğen(1)beğenme(0)

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz