Reklam
Reklam
Ezher Haber Sitesi- 17 Aralık 2018, Pazartesi

İtidal ya da Müslümanın Duruşu

7 Kasım 2017
398 kez okundu

 İtidal ya da Müslümanın Duruşu

Kur’an-ı Kerim’de ifrat ve tefritin (aşırılık ve ihmalin) derecelerini belirleyen temel kavramlardan biri de adalettir. Adalet kelimesinin kökü “Adl”dir. Adl; doğru olmak, doğru yapmak, miktarda ve ölçüde denklik demektir. Aynı kökten gelen “itidal” ise; nicelik ve nitelik olarak iki durum arası bir durum demektir. Bu anlamıyla gerek söz, gerek fiil, gerekse durum ifade edilsin dengede olan her şey itidallidir.

Bu anlamıyla itidal; Müslümanın duruşudur. Bu duruşu aşırılıktan uzak, ılımlılık ve ölçülülüktür. Bu duruşun ölçü ve ayarı da yine Kur’an ve Sünnet; kısaca Allah’ın kurallarıdır. İnsanların şahsi düşünceleri değildir. Bu duruş maddeden manaya dünyadan ahirete her şeyi kapsayan bir yaşam modelidir.

Kur’an’ın da ifade ettiği gibi Müslümanlar olarak biz orta bir ümmetiz. Buna ne kadar şükretsek azdır. Zira orta, aşırının ve ihmalin ölçüm taşı, bir nevi mihengidir. Müslümanlar da inanç, ibadet, ahlak ve tavırlarıyla dünya milletlerinin kendilerini ayarlayacakları örnek toplumdur.

Bu ümmet ne inancı ile savrulmuş ne kendi cinsinden olan insanları ilahlaştırmış ne de onlara tapınmıştır.

Bu ümmet hayvanlara tapmadığı gibi onlara merhameti de terk etmemiştir.

Bu ümmet dünyada sağlıklı ne varsa yararlanırken uyuşturucu, kumar ve fuhuş gibi fikren, bedenen ve ruhen zararlı olanları terk etmiş ve bu illetlerden insanlığın nasıl kurtulabileceğinin yollarını göstermiştir.

Bu ümmet dünyada tam bir restorasyoncu, tam bir ıslahçıdır. Kulları Allah’a çağıran gerçek davetçidir.

Adem aleyhisselam’ın çocukları olan soy kardeşlerimizin, din kardeşlerimizin her türlü bataklığa çağdaşlık, modern yaşam ve gelişmiş toplum olma hikâyeleri ile kendi kepaze hayatlarına tarihten gelen düşmanlıkları ile çekmeye çalışan fitneciler ve yaktıkları fitne ateşinin daha da hararetlendiği bugünlerimizde “Ey iman edenler; Allah’a ve Resulüne iman edin (İmanda sebat edin).” ayetindeki emir çerçevesinde imanımızdaki pörsümeyi, ibadetlerimizdeki yozlaşmayı, sosyal hayatımızdaki bozuklukları da ilâhî emirlere karşı duyarsızlığımızı da yeniden, durduğumuz yer ve olmamız gereken yer olarak gözden geçirelim.

İTİDAL MÜSLÜMANIN ESAS DURUŞUDUR

Bu duruş; inancından yaşantısındaki her ana, sevincindeki coşkuya, kederindeki tepkiye kadar onu kuşatır.

Müslümanın kanının heder edilmesini mubah görenlerin hem itikaden hem de amelen esas duruşlarının bozuk olduğunu ilan eden ve doğrunun nasıl olması gerektiğini ortaya koyan temel ayetlerden bir tanesi;

“Bir de ‘Allah’a ve Resulüne inandık ve itaat ettik’ diyorlar. Sonra da bunun arkasından yan çiziyorlar; bunlar mü’min değillerdir.”

“Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Resulüne çağrıldıkları zaman bakarsın ki içlerinden bir kısmı yüz çevirip dönerler.”

“Ama eğer Allah ve Resulünün hükmettiği hak kendi lehlerine ise ona gönülden bağlı olarak saygı ile gelirler.”

“Kalplerinde bir hastalık mı var? Yoksa şüphe ve tereddüt içinde midirler? Yoksa Allah ve Resulünün kendilerine zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, asıl zalimler kendileridir!”

“Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Resulüne davet edildiklerinde mü’minlerin sözü ancak ‘işittik ve itaat ettik’ demeleridir. İşte bunlar asıl kurtuluşa erenlerdir.” (Nur, 47-51)

Görüldüğü gibi bunlar Kur’an’dan kendi lehlerine gelenleri hemen kabul eden, işlerine gelmeyenlere binlerce kılıf üreten, esas duruşlarını bozmuş, itaatten ve yoldan çıkmış zalimlerdir.

İTİDAL SIRATI MÜSTAKİMDİR

Her gün beş vakit namazda ve dualarımızda yüce mevlamızdan talep ettiğimiz “sıratı müstakim” nebilerin, sıddıkların ve şehitlerin yoludur. Asla katillerin, eşkıyaların ve yol kesici menfaatperestlerin yolu olmamıştır. Bu yol Lokman aleyhisselam’ın oğluna nasihatindeki gibi inançtan ibadete, yürüyüşten konuşmaya mutlak bir orta yoldur.

“Yavrucuğum! Haberin olsun ki, yaptığın bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da bir kaya içinde veya göklerde yahut yerin dibinde gizlense de Allah onu getirir, mizanına kor. Çünkü Allah en ince şeyleri bilir, her şeyden haberdardır.”

“Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar azmi gerektiren işlerdendir.”

“Hem insanlara karşı avurdunu şişirme (kibirlenme) ve yeryüzünde çalımla yürüme. Çünkü Allah övünen ve kuruntu edenlerin hiçbirini sevmez.”

“Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçalt, çünkü seslerin en çirkini elbette eşeklerin sesidir.”

“Görmediniz mi ki Allah göklerde ve yerde ne varsa hepsini sizin hizmetinize vermiş, gizli ve açık olarak nimetlerini üzerinize yaymıştır. Bununla beraber insanlar içinde kimi de var ki, ne bir ilme ne bir mürşide ve ne aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında mücadele ediyor.”

“Onlara “Allah’ın indirdiğine tabi olun!’ dendiği zaman ‘Hayır, biz atalarımızı neyin üzerinde bulduksa onun ardınca gideriz.’ diyorlar. Ya şeytan onları cehennem azabına çağırıyorsa da mı onlara uyacaklar?” (Lokman, 16-21)

İTİDAL HADDİNİ BİLMEKTİR

İnsan, yaşam süresi ve yapabilecekleri sınırlı olmasına karşın emelleri ve planları sınırsız bir varlıktır. Bu nedenle az bir menfaat ya da zarar kişiyi sıratı müstakimden uzaklaştırabilir. Burada kabullenilmesi gereken temel konu “ölüm”gerçeği ve “hesap” inancıdır. “Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa…” diye başlayan ve devam eden ayetler hep bize esas duruşumuzu ve haddimizi hatırlatan ayetlerdir. Hep yönümüzü gördüğümüz ve bizi tabir yerinde ise baştan çıkartacak debdebeden, görmemiz gereken gerçeğe çeviren ayetlerdir.

Bazen dünyalık bir şeyler kazanmak için kendi öz canımızı tehlikeye attığımız hatta hayatımızı kaybettiğimiz oluyor. Bundan daha elimi sadece hayatımızla sınırlı kalmayıp ahretimize de o dünyalık için kaybediyoruz. Bundan da elimi Allah muhafaza buyursun Müslüman ülkede Müslüman ana babadan dünyaya gelip de ahirette ebediyen kâfirlerle cehennemde kalmayı gerektirecek suçlar bile işleyebiliyoruz. Tabi ki bütün bunlar dünya ve ahiretin neresinde durmamız gerektiğinin farkında olmadığımızdan kaynaklanıyor. Ve Rabbimizin; “Dünya hayatına razı mı oldunuz…” yani “razı olmayın, size çok güzel cennetler hazırladım.” dercesine sorduğu sorusuna karşılık cevabımız şu an nerede ise “dünya hayatına razı olduk” olacak.

Bilgi ve bilen çoğalmıştır. Bilgiye ulaşmak kolaylaşmıştır. Ancak nice bilenler var ki bildikleri ile hakkı ve hakikati yaşamaz ve anlatmazlar da Allah onları kitap yüklü eşeklere benzetir. Zira bilmek olmak değildir.

Şimdi de nelerimizi kaybediyoruz, ona bakalım. Görmemiz gereken gerçekle yüzleşip inançta, ibadette, anne ve babaya saygıda, dostlukta ve düşmanlıkta, ticarette ve her türlü aşırılığımızda durduğumuz yer uçurumun kenarı mı, yoksa güvenli bir yer mi karar verelim? Ve uçurumun kenarından lütfen çekilelim.

Dışarıdan inkârcıların, içeriden münafıkların “Biz ıslah ediyoruz.” diye ümmeti kendi kimliğinden çıkartmaya ve şahsiyetsizleştirmeye çalışan bu kadar işbirlikçinin oluşturduğu kaos ortamında bize düşen, Rabbimizin tanımladığı gibi dinimizin İslam (barış) ve ismimizin Müslüman (barış elçisi) olmasının hakkını vermektir.

Rabbimizin “Biz, her insanın işlediklerini, yaptıklarını kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız. Kendi kitabını oku; bugün nefsin sana hesap sorucu olarak yeter.” (İsra, 13-14) ayetinde buyurduğu gibi nefislerimizi hesaba çekilmeden hesaba çekelim.  Zira itidalli Müslümanlar: Allah’la birlikte başka güç odaklarına güvenmezler, “Yalnızca Allah’a dayanıp güvenirler.” (Mücadele, 10)

Bir tek kendi gibileri Müslüman görüp “İnananlara ‘Sen mü’min değilsin’ demezler.” (Nisa, 94)

“Anne ve babalarına öf bile demezler.” (İsra, 23)

Rızkı Allah’ın verdiğine ve her canlının yaşam hakkı olduğuna inanır, kendinin daha çok yiyemeyeceği korkusu ile “Yoksulluk yüzünden evlatlarını öldürmezler.” (Enam, 151)

Ahirete imanları sağlamdır, kimsenin görmediği yerlerde de gariplerin ve kimsesizlerin mallarını almazlar, “Yetimin hakkını yemezler.” (Nisa, 2)

Cezalandırmada adildirler, hatta “İnsanların kusurlarını affederler.” (Âl-i İmran, 134)

Duruşlarını ve inançlarını, alay edilseler de işkence görseler de değiştirmezler ve ibadet ve itaatlerinden utanmazlar. “Kınayıcının kınamasından hiçbir zaman korkmazlar.” (Maide, 54)

Efendimizin; “Sevdiğin kişiye sevginde orta ol. Olur ki bir zaman sonra kızdığınız kişi olur. Kızdığınız kişiye orta olunuz. Olur ki bir zaman sonra sevdiğiniz kişi olur.” ilkesi çerçevesinde sever. Sevdiğini kutsayıp ilah yerine koyup emir ve tavsiyelerini tartışılmaz kabul etmez. Eşinin, çocuklarının, akrabalarının, maddi ya da manevi büyük kabul ettiklerinin hiçbirinin hatırı Allah’ın emrinin önünde olamaz. İslam hukukunun temeli “Allah’a isyan konusunda kula itaat yoktur.” Kulun kimliği hatta kişiliği de önemli değildir. Kulu ve onun rızasını önceleyen Allah’a isyan etmiş, heva ve hevesine uymuş ve itidalden uzaklaşmıştır.

“Ey Rabbimiz, bizi yalnız sana boyun eğen MÜSLÜMANLAR kıl, soyumuzdan da yalnız senin için boyun eğen MÜSLÜMAN bir ümmet meydana getir. Bize ibadetimizin yollarını göster, tevbemizi kabul et. Hiç şüphesiz Tevvab sensin, Rahîm sensin.” (Bakara, 128)

beğen(2)beğenme(0)

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz