Reklam
Reklam
Ezher Haber Sitesi- 21 Mayıs 2019, Salı

Abdulgafur LEVENT

28 Kasım 2017
977 kez görüntülendi

Abdulgafur LEVENT
Reklam

PEYGAMBERİMİZ (S.A.V)’İN DÜNYAYI TEŞRİFLERİNİN 1446’INCI YILI MÜNASEBETİYLE

 

Al-i Şan Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v), 23 yıllık vahiyle yoğrulmuş Risaleti/Peygamberliği boyunca putperestliğin yerine tevhidi, zulmün yerine adaleti, düşmanlığın yerine kardeşliği, cehaletin yerine ilmi, çatışmanın yerine kaynaşmayı ikame etmiş; doğruluk, güvenirlik, adalet,  nezaket ve cömertlik gibi ahlaki davranışlarıyla insanlığa örnek olmuştur. Fert ve toplumun huzurunu bozan davranışlarla mücadele etmiş ve toplumsal hayat için gerekli olan temel değişiklikleri gerçekleştirmiştir. Bütün bu faaliyetlerinin sonucu olarak, vahyin ışığında, mükemmel kişiliğiyle devlet idaresinde, aile reisliğinde, ekonomik, sosyal, kültürel ve ahlaki alanlarda gerçekleştirdiği uygulamaları sayesinde “cahiliye” olarak nitelendirilen ve temel özellikleri bilgisizlik, putperestlik, kabile asabiyeti, zorbalık, zulüm, haksızlık, başıbozukluk, adaletsizlik olan bir hayat dönemini kapatarak, yerine sulh ve sükûnun, adaletin, huzurun ve kardeşliğin hâkim olduğu yepyeni bir toplum inşa etmiştir.

 

Hz. Muhammed (s.a.v)’in Peygamberliği sadece manevi, ahlaki ve uhrevi bir içeriğe sahip değildir. O’nun Risaleti, bir o kadar da dünyevi, siyasi, askeri ve hukuki içeriklidir. İslam dininin doğuşu, tamamlanışı ve egemen bir devlet haline gelişi sürecini vahyin öncülüğünde yöneten Rahmet ve Cihad Peygamberimiz (s.a.v); hukuki sorunları çözen adil bir yargıç, siyasi sorumluluk ve yetki sahibi bir devlet başkanı ve yerine göre bir başkomutandı. Bu bağlamda Yüce Allah, Kerim kitabımızda: “(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma.”(1), “Allah ve Resulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadının, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.”(2) , “Hayır, Rabbine yemin olsun ki, aralarında tartıştıkları her konuda seni hakem yapmadıkça, sonra da senin hükmüne içlerinde hiçbir tereddüt taşımaksızın tam bir teslimiyetle uymadıkça iman etmiş sayılmazlar.” (3) , “Ey iman edenler, Allaha itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan ulu’l-emr (idareciler)’e de itaat edin. Eğer bir şey hakkında çekişirseniz onu Allah’a ve Peygamber’e döndürün, eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız. Bu, hem hayırlı, hem netice itibariyle daha güzeldir.” (4) buyurmaktadır. Efendimiz (s.a.v)’de hadis-i şeriflerinde: “Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş, bana karşı gelen Allah’a karşı gelmiş olur…” (5) buyurmaktadır.

 

Rahmet Nebi’si (s.a.v), dünya ve ahiret saadetinin mutluluğu, huzuru ve temini için kurtuluşun reçetesi, adresidir. Yüce Allah: “Andolsun Allah’ın elçisinde sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmaya inanan ve Allah’ı çok anan kimseler için (uyulacak) en güzel bir örnek vardır.” (6) (Savaşta sebat, güçlüklere dayanma, azim ve irade, üstün ahlak hep ondadır.) O’nun sözleri ve hayatı bizler için en güzel örnektir. O’nun öğrettikleri, insanlığın karanlık dünyasını aydınlattı. İnsanlık O Nur ile Efendimiz (s.a.v) ile yeniden onurlandı.

 

“Küçüklerimize sevgi ile muamele etmeyen bizden değildir.(7) buyuran Efendimiz (s.a.v), çocukları onurlandırdı. Ebû Umeyr ismindeki bir çocuğun çok sevdiği bir kuşu vardı. Bir gün kuş öldü ve çocuk bir hayli üzüldü. Efendimiz (s.a.v), çocuğun evine giderek onu teselli etti ve acısına ortak oldu.

 

Peygamberimiz (s.a.v), kıyamet günü arşın gölgesinde barınacaklar arasında Rabbine ibadet ederek yetişen gençleri de sayarak (8) onları onurlandırdı. Gençleri, kendilerine olan güveni ve verdiği değerden dolayı çok önemli görevlere getirdi. Daha yirmili yaşlarındaki Cafer (r.a), Habeşistan Kralı Necaşi’nın karşısında İslam’ı savundu. Muâz (r.a), Yemen’e Vali tayin edildi. Üsâme (r.a), önde gelen sahabelerin yer aldığı orduya komutanlık etti. Zeyd (r.a), Kutlu Nebi (s.a.v)’in vahiy kâtibi olma bahtiyarlığına erişti.

 

Allah Resulü (s.a.v), “Sizin hayırlılarınız kadınlarına iyi davrananlardır.” (9) sözüyle kadını onurlandırdı. Mescidi Nebevi’yi süpüren yaşlı bir kadın vardı. Bir ara Resûlullah (s.a.v) onu göremeyince nerede olduğunu sordu. “Öldü” dediler. Peygamberimiz (s.a.v): “Bana haber verseydiniz ya!” buyurdu. Ardından kadının mezarına giderek cenaze namazı kıldırdı ve dua etti. (10)

 

Efendimiz (s.a.v), “Büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.” (11) buyurarak yaşlıları onurlandırdı. Mekke’nin Fethi’nde Ebû Bekir (r.a), yüz yaşına yaklaşmış olan babasını Peygamberimiz (s.a.v)’in huzuruna getirdi. Bu duruma canı sıkılan Efendimiz (s.a.v), “Keşke bu ihtiyarı buraya kadar yormasaydın. Ben onu ziyaret ederdim” (12) buyurdu.

 

Allah Resûlü (s.a.v), engellileri onurlandırdı. Bazı bedensel kusurları sebebiyle topluma katılmaktan çekinen ve bu yüzden çölde yaşamayı tercih eden, Zahir isminde bir sahabe vardı. Efendimiz (s.a.v), her gördüğünde ona iltifat ederdi. Bir gün, Zahir’in kendisinin hiçbir değeri olmadığını söylemesi üzerine Peygamberimiz (s.a.v): ona “Hayır! Sen, hiç de değersiz değilsin! Aksine Allah katında çok kıymetlisin!” (13) dedi.

 

Ve Peygamberimiz (s.a.v), insanı onurlandırdı. Bir gün ashâbtan bir grupla otururken yanlarından bir cenaze geçti. Peygamberimiz (s.a.v) cenazeyi görünce ayağa kalktı. Yanındakiler onun bir Müslüman cenazesi olmadığını söylediler. Ancak Gönüller Sultanı, Olsun, o da bir insan değil mi?” (14) cevabını verdi.

 

Ashab-ı Kiramın önde gelenlerinden Ebû Zer (r.a) ile Bilâl-i Habeşi (r.a) arasında bir tartışma yaşandı. Tartışmanın etkisiyle Ebu Zer (r.a) kendine hakim olamadı ve Bilal (r.a)’e Siyah kadının oğlu” deyiverdi. Bu söz, renginden dolayı hor görülen Bilal’e ağır geldi. Dayanamayarak rahatsızlığını Efendimiz (s.a.v)’e arz etti. Efendimiz (s.a.v), son derece müteessir oldu ve hemen Ebu Zer’i çağırdı. Ona, Sende hala cahiliye kalıntıları görüyorum. Kişi hiç anasından dolayı ayıplanır mı?” diyerek serzenişte bulundu. Ebu Zer, bu sözünden dolayı binlerce kez pişman oldu ve Bilal’den özür diledi. (15)

 

Efendimiz (s.a.v) bu sözleri ve uygulamalarıyla insanı onurlandırdı. O, ırk, renk, cinsiyet, mal-mülk, makam-mevki, zenginlik, soy-sop gibi maddî ve geçici ölçülere hiç itibar etmedi. “Allah sizin görünüşünüze, malınıza, mülkünüze bakmaz; yalnızca kalplerinize ve amellerinize bakar.”  (16) sözü ile de bu anlayışı zihinlere ve gönüllere nakşetti. (17)

 

Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) kendisine inzal olunan/indirilen vahyi, öncelikle;

  1. Tebliğ etmiştir: Yüce Allah, “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun…” (18) buyurmuştur.
  2. Tebyin etmiştir: Efendimiz (s.a.v) vahyi açıklamış, beyan ve izah etmiştir. Nitekim yüce Rabbimiz, “…İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik” (19) buyurmuştur.
  3. Temsil etmiştir: Hz. Peygamberimiz (s.a.v) vahyi bizatihi hayatının tüm safhalarında tatbik etmiş, yaşamış ve temsil etmiştir. Kerim kitabımız Kur’anda, “Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır”. (20) buyrulmaktadır.
  4. Tahkim etmiştir: Hz. Peygamberimiz (s.a.v)’e indirilen vahiy doğrultusunda, Medine’de inşa ettiği, hayata geçirdiği İslam Devleti’nde vahy’i uygulamış, tatbik etmiştir. Nitekim Rabbimiz, “(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma”. (21) buyurmaktadır.

Günümüzde yıkık ve biçare nice gönüller, horlanıp itilenler, yalnızlığa terk edilenler, onuru ve haysiyeti zedelenenler, insanlığını yitirenler, Rahmet Elçisi’nin ilkeleriyle hayat bulmaya ne kadar da muhtaç. Yüce Rabbimizin şu Ayetine kulak verelim: Ey iman edenler, sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman Allaha ve Resulüne icabet edin.” (22)

“Nübüvvet zincirinin son halkası olan Efendimiz (s.a.v), insanlığı bir olan Allah’a inanmaya ve yalnızca O’na kul olmaya davet etti. Onun daveti; ölüme hayat, zulme adalet, cehalete bilgi, vicdansızlığa merhamet, husumete barış oldu. İnsanlık, onunla gerçek anlamını, yaratılış gaye ve hikmetini bir kez daha idrak etti. O’nun sözleri, insanı özüyle buluşturan, kendisiyle barıştıran, tabiatla kaynaştıran, Rabbine yakınlaştıran mesajlar oldu. Geçmişten günümüze Müslümanlar olarak, ne zaman ki bu mesajlara sımsıkı sarıldık, bunları yaşamak ve yaşatmak için gayret gösterdik, işte o zaman Peygamberimiz (s.a.v)’e layık, aziz bir ümmet olduk. Ne zaman da gevşekliğe düştük, onun hikmetli öğretilerinden, örnekliğinden uzaklaştık, işte o zaman yolumuzu kaybettik ve ümmet olarak sıkıntılara maruz kaldık. Bugün de topyekûn insanlık ve bilhassa da İslam coğrafyasının içinden geçtiği zorlu süreçlerin temelinde onun rahmet yüklü mesajlarının, bugüne ve yarına bakışının doğru anlaşılamaması yatmaktadır. Onun eşsiz örnekliğinin, ağızlardan gönüllere indirilememesi, zihinlere, dimağlara iyice yerleştirilememesi, hayata geçirilememesi yatmaktadır. Bugün, İslam coğrafyasının dört bir yanında katledilen masum canların, akan kanın, gök kubbeye yükselen feryatların sebebi bizim Şefkat Peygamberine hakkıyla ümmet olamayışımızdır.

 

Bugün, bütün insanlık olarak intikamı, nefreti, kan dökmeyi önceleyen çağrılara değil, Efendimiz (s.a.v)’in hikmet, merhamet, vicdan, adalet, hak ve hakikat yüklü çağrılarına ihtiyacımız var. Bugün, çoraklaşan yüreklerimizin onun rahmet damlalarıyla hayat bulmasına ve yeniden fethedilmesine çok ihtiyacımız var. Bugün, onun gözüyle insanlığa bakabilmeye, onun yüreğiyle tüm acı ve kederleri hissedebilmeye her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Bugün, her yönüyle onu örnek almaya, onun ahlakıyla ahlaklanmaya; sünnetini, benliğimizi her türlü kötülükten koruyacak erdemli tutum ve davranışlara dönüştürebilmeye çok ama çok ihtiyacımız var”. (23)

 

Ayet mealleriyle yazımızı noktalamış olalım: “Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, Müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir”. (24) , “Peygamber mü’minlere kendi canlarından daha yakındır…” (25)

 

Salât-u selam, tahıyyat-u ikram, her türlü ihtiram Efendimiz (s.a.v)’e, onun âline, ashabına ve onun yolundan gidenlere olsun.  Abdulgafur LEVENT, 28 Kasım 17

 

Kaynakça

1- Nisa Suresi, Ayet 105.

2-Ahzab Suresi, Ayet 36.

3-Nisa Suresi, Ayet 65.

4-Nisa Suresi, ayet 59.

5-Buhari, Cihad, 110.

6-Ahzab Suresi, Ayet 21.

7-Buhârî, Edeb, 112; Ebû Dâvûd, Edeb, 69.

8-Buhârî, Ezan, 36.

9-Tirmizi, Radâ, 11.

10-Buhârî, Salât, 74; Müslim, Cenaiz, 71.

11-Tirmizi Birr,  15.

12-İbn Hişâm, II, 405-406.

13-Tirmizî, Şemâil, 104.

14-Müslim, Cenâiz, 81; Ebû Davûd, Cenâiz, 46.

15-Buhârî, İman, 22; Müslim, Eymân, 40.

16-Müslim, Birr ve Sıla, 34.

17-Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü, hutbeler, 12.04.2013

18-Maide Suresi, ayet 67.

19-Nahl Suresi, Ayet 44.

20-Ahsab suresş, ayet 21.

21-Nisa suresi, ayet 105.

22- Enfal Suresi, Ayet 24.

23-Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü, hutbeler, 18.12.2015

24-Tevbe Suresi, Ayet 128.

25-Ahzab Suresi. Ayet 6.

beğen(0)beğenme(0)

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz