Reklam
Reklam
Ezher Haber Sitesi- 05 Mayıs 2021, Çarşamba

28 ŞUBAT’TAN BUGÜN’E EZHER MAĞDURLARI

28 Şubat 2017
918 kez görüntülendi

28 ŞUBAT’TAN BUGÜN’E EZHER MAĞDURLARI
Reklam

28 ŞUBAT’TAN BUGÜN’E EZHER MAĞDURLARI
1992 yılında Ezher üniversitesine başladığımız zaman ülkemizde İslamı kesim mağdur, ezilen, horlanan bir konumdaydı. Başörtülü kızlarımızın okuması ve görev almasına imkan tanınmıyor; namaz kılan bir çok memur kaygılı, korku halinde namz kılıyordu. Hemen hemen tüm idari makamlarda g.islami yapıda kişiler yönetici olmuştu. Kısaca bu dönemde müslümanlar ezilen horlanan söz ve yetkisi olmayan bir konumdaydı. Bizler böyle bir ortamda Mısır El-Ezher üniversitesinde öğrenim görmeyi tercih ettik. Amacımız İslami Arapça’yı daha güzel öğrenmek ve okul sonrasında bu necip millete hizmet etmek için böyle zor bir yolu seçtik. Birçok kardeşimiz Mısır’da öğrenim hayatı boyunca yazları çalışıp, kışın  eğitim gördü. Bu süreçte birçok sıkıntılara göğüs gerdik. Bize yapılan zulumler Mısır Eğitim Müşavirliğine Abdulhadi adındakı bir zorbayla başladı. Abdulhadi Bey eğitim müşaviri olur olmaz buradaki öğrencileri kırmak, öğrenim hayatına son vermek için büyük zulumler yaptı. Şimdi yaşadığımız bu zulumleri sizlere sunmak istyorum: 1996 kasım ayında son sınıftayken İstanbul’dan Mısır’a gideceğim. Ezher üniversitesinde devamlılık zorunlu olmadığı için bazı arkadşlar çeşitli imaknsızlıklar sebebiyle okula devam edemiyorlardı. Kimisi geç geliyordu. 1996 yılında Abdulhadi Bey benim adıma öğrenci olup son sınıfta okudugum halde askerlik şubeme benim hakkımda öğrenci olmadıgımı ve askere alınmam konusunda Kahire büyük elçiliğinden yazı gönderiyor. Bunun sonucu askerlik şubem beni emnıyete asker kaçağı oldgumu bildryor ve ben istanbul’dan Mısır’a gideceğim gün evime polisler gelip benim arandıgımı, asker kaçağı oldgumu söylediler. Ben de onlara uluslararsı öğrenci akrtımı gösterdim ve beni emniyete götürdüler. Asker kaçagı oldumu sölediler.Ben de onlara bugun Mısır’a ucacagımı, öğrenci oldugumu belgelermle ispatladım.  Buradaki bir emniyet amirimizn hoş görüsüyle bana müsade edildi ve ben bu şekilde Mısır’a uçtum.  Ertesi günü Kahire büyükelçliği eğitim müşavirliğine başvurup bu konu hakkında maduriyetımı bildirdim.  Abdulhadı Bey benim öğrenciliğimin silndiğini söyledi. Pasaportum bittiğinde temdid yapılmadı. Bu esnada Türkiye’de babam Ankara’ya milli eğitim yurt dışı bölümüne gidip, benım durumumu anlatarak resmi belge istedi.  Benim yurt dışında Mısır’da öğrenci olduğum resmi yazıyla babama verildi.  Ben,bu yazıyı eğitim müşavirliğine verdğim halde pasaportum temdid edilmedi.  Ben Mısır’da oturum olmadan 5 ay yaşdım ve bu şekılde öğrenime devam edip okulu bitirerek mezun oldum. Mezun oldukdan sonra 4 yıl boyunca bizim askerliğimizi temdit eden resmi kurumalrımız, bize öğrenci değil dediler. Diplomamız tanınmadı, onay görmedi, halbuki biz Mısır’a giderken gerekli araştrmayı yaptıkdan sonra Ezher üniversitesine kayıt yaptrmıştık. Ezher üniversitesi dünyanın en büyük ve en eski üniversitelerinden biridir. Mısır ile ülkemiz arasında kültür anlaşamsı geregi hiçbir engel yoktu. Bunlara ragmen 4 yıl boyunca bize öğrenci belgesi veren, askerliğimizi temdit eden resmi makamlar bizim öğrencilğimizi tanımadı. Askerliğimizi tam 18 ay yaptık.  Bu sürecte terörst muameelsi gördük. Yıllar gecti; umutla, sabırla bekledik. Büyüklermizden bu zulme, bu maduriyete son vermelerini bekledik, sabrettik. Bazıları gibi bu vatan aleyhine faliyette bulunmadık, terörist olmadık.  Özellikle son 14 yılda çok daha umutlu olduk, çünkü artık ülekyi yöneten, idare eden inançlı bir kadro vardı.  Biz bu sürecte sabırla bekledik; üleknin menfaati, bizm maduriyetmızden daha öenmlidir deyip sabırla bekledik. Tâ ki 2009 yılına kadar. 2009 yılında yurt dışında eğitim görmüş bizim gibi madur öğrenciler için fark derslerini vermek kaydıyla bir hak verildi. Ben ve birçok Ezher mezunu maduru kardeşimiz fark derslerini değişik ilahiyat fakultelrınde derslere girip, öğrenci olarak verdik ve denklık belgesi aldık. Tabi bu zamnda çoğumuzn yası 37 -40 ve daha üzerne ulaşmıştı. Şunu esefle belirtmek isterim ki bizlerin mağdureyti giderilmedi. Denklik belgesi aldık ancak bir çok kurum için yaş kriteri, kps şartı, formasyon zorunlulugu vardı. Diyanetten bir örnek vermk isterim: aynı okulu, aynı bölümü bitirimiş; ancak 94 yılı öncesi olup denklik alanalar bu tarihlerde müftu vs olanlar aynı görevde kaldılar.Aynı okulu bitren aynı diplomaya sahıp sonrakı mezunlar lise mezunu gibi görev aldılar ve hala bu devm ediyor.Şimdi şunu demek istyorum: 28 şubat sürecinde zulm gören, haksız yere görevnden atılan askeri ve diğer sahalardaki memurlara hakları geri iade edildi, hatta tazmınat dahi ödendiği haberlerini okuduk,duyduk.  Esefle belirtmek isterım ki bizi çok iyi bilen ve şimdi yönetimde çok etkili yerlerde görev yapan büyüklerimiz bizi görmdi. Mağdurytimiz giderlmedi. Diyanet de bile hac görevi aldgımız zaman eskiden denklik almış abilerimiz, idarede müdür, başkan konumnda görev yapıyor. Aynı okulu bitiren aynı diplomaya sahip denklik alamamış diğer kardeşimiz sadece idari personel olarak görev yapıyor. Bu zulüm. Bunun baska adı olamaz. Şunu kesinlikle kabul etmiyorum; diyorlar ki: ‘Ezher mezunalrına yapılan bu zulmu üst makamlar tam olarak bilmiyor.’  asla bunu kabul etmiyorum. Üst makamlarda olan, zamanında beraber görev yaptıgımız bir çok abimiz, büyüğümüz var ve bize yapılan bu zulmu çok iyi bliyorlar. Son zamanlrda özellikle Fetö örgütüne verilen haklar onlara verilen hoşgörü maalesef hakkımız oldugu halde bize verilmedi. Ben artık umudumu tükettim; artık bu zulmü, bunun hesabını en buyuk hesap gününe bıraktım. Zaten bu sürecte bazı arkadşlar bu günlere gelemdi; rahmetli oldular. Bizm yasımız da 46 oldu. En güzeli bu zulmü rabbimize havale etmek. Bizi üzen, biz öğrenciyken bu zulum başladı. Bu zulmü yapanlar; ülkenin idari yapısında dindar, inançlı kişi görmek istemyordu. Bugun ise büyüklerimiz, ülekmizn her tarafına ihl ve kuran kursu açıyor.  Buralarda ehil olmayan bir çok kişi eğitim verirken, Ezher gibi üniversitelrde öğrenim görmüş, bu işin ehli nice kardeşimiz var. Maalesef bize hakkımız olan görevler verilmiyor. En hazin olan, içimizi sızltan şey budur .Hülasa biz, razzak olan rabbimize tevekkul ettik, edeceğiz. Bu zulumleri büyüklerimize arz ediyoruz. Bu zulmü kaldrmak büyüklerimizin elinde. Ben umutlarımı bitirdim. Bunun hesabını o büyük hesap gününe bıraktım.
Saygıalrımla…
Sabri KARABULUT
Tuzla/İstanbul

beğen(0)beğenme(0)

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz